Diyarbakır Stadyumu Süper Lig Mesaisinde: Amedspor'un İlk Maçına Gün Sayılıyor
Süper Lig’e yükselen Amedspor’un tarihi sezonunda iç saha maçlarına ev sahipliği yapacak Diyarbakır Stadyumu, 16 Ağustos’ta oynanacak
23 yaşında girdiği cezaevinden 53 yaşında özgürlüğe adım atan yazar ve gazeteci Bejdar Ro Amed, 30 yıllık tutsaklığını, değişen dünyayla ilk karşılaşmasını, geçmişten günümüze çözüm süreçlerini ve toplumsal barışın zeminini anlattı.
Haber - Veli Baltacı

Zihninde dünyayı, insanlığı ve tüm coğrafyayı kurtarma arzusu taşıyarak girdiği o parmaklıkların ardından çıktığında kendisini bambaşka bir çağ karşıladı. Otobüs molasında elini yıkamak için musluk ararken sensörlü çeşmeyle tanışıp “Buraya musluk yapmayı unutmuşlar” diyecek kadar yabancılaştığı teknoloji, ona bir bebek gibi sıfırdan öğrenme sürecini başlattı. Ancak 30 yılın sonunda onu asıl dönüştüren, Diyarbakır’ın değişen sokakları ya da akıllı teknolojiler değil; parmaklıklar arkasında kendi içine yaptığı o büyük ve derin yolculuk oldu. “Dünyayı kurtarmaya soyunmuştum, meğer asıl kurtarılması ve dönüştürülmesi gereken kişi benmişim” diyen gazeteci-yazar Bejdar Ro Amed ile 30 yıllık özgürlük mücadelesini, içsel arınmayı ve toplumsal barışın geleceğini konuştuk.
Zihinsel dönüşüm alanında çalıştığım için 30 yıl aradan sonra cezaevinden çıkmak beni hiç şaşırtmadı. Sanki 10 dakika önce cezaevine girmişim gibi bir durum oldu. Ancak teknolojik anlamda ciddi bir bocalama yaşadım. İzmir’e doğru giderken otobüs mola verdi. Lavaboda elimi yıkayacağım. Çeşme arıyorum ama yok. Oradaki bir adama “Burada çeşme yapmayı unutmuşlar,” dedim. Adam şaşırıp “Abi elini altına ver, o kendiliğinden gelir,” dedi. Teknolojiye ayak uydurma noktasında bir çocuk gibi yeniden öğrenme sürecim oldu.

Evet, hâlen öyle. Diyarbakır’a geldim, İnanılmaz değişmiş. 50 Metre, Dünya Kavşağı derken, bambaşka, yeni bir kent kurulmuş. Çıkalı 4 yıl oldu ama hâlâ teknolojiye ve bu yeni kente uyum sağlamada bir bebek gibiyim; ancak bunu keyifle öğreniyorum.
Bizler siyasi bir dava uğruna girdik. Eğitsel düzeyi yüksek ve örgütlü bir yapının içinde olmak zorlukları yumuşatıyor. Tabii ki bu, cezaevinin kolay olduğu anlamına gelmez; her saniyesi çetindir. Beni ekstra koruyan şey, zihinsel dönüşüm alanında çalışmam oldu. Hatta çıkarken cezaevine teşekkür ettim. Cezaevi bana hayatımın en büyük derslerini öğreten bir okul, bir akademi gibiydi. O süreci yaşamasaydım bugün 15-16 kitaba imza atmış, içsel dönüşümü kavramış biri olamazdım.

Arada 100 bin yıl fark var desem, abartı olmaz. Cezaevine girerken dünyayı, kadını, çocuğu, herkesi kurtarmaya soyunan çok idealist bir adamdım. Bir baktım ki aslında kurtarılması gereken benmişim. Devrimci maskeyi takınca arınmış olduğumuzu sanıyorduk, ama önce dönüşümü kendimde yapmam gerektiğini gördüm. Ben neysem dünya odur; ben temizlenirsem dünya da temizlenmeye başlar diye öğrendim.

Dava arkadaşlığı bambaşka bir şeydir, ağır bedeller ödedik. Ancak binlerce savaşı incelediğimde, birçok arkadaşın sadece dava kalıbında kaldığını gördüm ve üzüldüm. Marksizm, Leninizm, Küba, Kuzey Kore, Vietnam... Hepsi çöktü veya çürüdü. Eğer bundan ders çıkaracaksak ne yaptığımıza değil, kim olduğumuza bakmalıyız. Doğru bir dava arkadaşlığı, insanın kendisini zihinsel olarak arındırmasından geçer.
Cezaevindeyken Özal’dan Erdoğan’a onlarca başbakan ve cumhurbaşkanı değişti. Öcalan’ın da belirttiği gibi, aslında bu süreç 1993 yılında bitmeliydi. 1993’ten bugüne gelen süreç bir tekrardır. Sorunu sadece devlete atarsak yanılırız. Devletin büyük komploları ve handikapları vardı ama bizlerin de büyük çıkmazları vardı. Handikaplarımızı zamanında görebilseydik süreç 93’te büyük adımlarla ilerleyebilirdi. Yine de bugün barış için atılan adımlar, eksiğiyle fazlasıyla çok kıymetlidir.

Bir bütün olarak ders çıkarıldığını düşünmüyorum. Hâlen klasik, dar ve ideolojiye boğulmuş bir yapı var. Öcalan da “Artık ideoloji yüzde 20, pratik politika yüzde 80 olmalı” diyor. Pratik politika; adı ne olursa olsun bize karşı düşmanlık yürütmeyen hiçbir insanı ve bu davaya emek vermiş kimseyi dışlamamaktır. Köklü şekilde siyasetimizi değiştirip esnek ve demokratik bir duruş sergilemezsek bu hareket kaybetme sınırına gelir.
Halkın dil, kimlik ve varoluş talepleri tamamen haklıdır. Ancak bu halk 50 yıllık savaştan sonra yeni bir savaş değil; birlik ve demokrasi istiyor. Ne var ki kendi kurumlarımız çok bürokrasiye boğuldu. Son dönemlerde para, makam, mevki ve ihale gibi konularla anılan isimler var. Bu sakıncalı durumlar için ciddi soruşturma komisyonları oluşturulmalı ve insanların kafasındaki şüpheler giderilmelidir. Bizi bölen bu bürokratik yaklaşımlardan kurtulmalıyız.
Gerçek özgürlük devletten değil, insanın kendinden özgürleşmesiyle başlar. Egosundan, hırslarından, korkularından ve ideolojik dogmalarından özgürleşmeyen kimse barış getiremez. Karamsar olmamak gerekir; bu dönem bir onarma dönemidir. Sadece kendi içimizde değil; Karadeniz’e, Ege’ye, Yozgat’a, Amasya’ya açılıp kendimizi doğru anlatmalıyız. Atılan adımlar ve mevcut çerçeve yasa, bir samimiyet ve sınama imzasıdır. Öcalan’ın da dediği gibi: “1000 kilometrelik yol ilk adımla başlar.” Bu adımı doğru okuyup samimiyetle büyütmek zorundayız.

Bejdar Ro Amed (gerçek adı Enver Özkartal), 1969 yılında Diyarbakır’da doğan gazeteci, yazar ve cezaevi yazarıdır. Uzun yıllar cezaevinde kalan ve Kitapyurdu.com gibi platformlarda eserleri bulunan yazar, felsefi, tarihi ve toplumsal konularda makaleler ve kitaplar kaleme almaktadır. 1969 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.Gazetecilik yaptı ve siyasi gerekçelerle müebbet hapis cezası alarak Diyarbakır, Midyat, Muş ve çeşitli cezaevlerinde tutuklu kaldı.Yasal süreçlerin ardından nüfus adını, resmi olarak mahlası olan Bejdar Ro Amed ile değiştirdi.Tarihsel süreçler, insan doğası, felsefe ve toplumsal yapılar üzerine araştırmalar yapıp yazılar yazmaktadır.
"Bu haber Almanya Büyükelçiliği, Ankara maddi desteği ile Uluslararası Mentorluk ve Dijital Dönüşüm Aracılığıyla Yerel Medya Kuruluşlarının Güçlendirilmesi Projesi kapsamında hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu kurumumuza aittir."

Tu eposteya xwe binivîsî em ê ji te re bûltenan belaşî bişînin...